soya 

Soyanın Çok Yönlü Sağlık Yararları

Soyalı gıdaların sağlık açısından yararları 3 gruba ayrılabilir: besin değeri, sağlıkla ilgili yararları ve fitoterapik yararları. Yaşayan insan vücudunun büyümesi, bakımı ve onarımıyla ilgili bütün biyokimyasal ve fizyolojik proseslerin toplamını desteklediğinde, bir gıdanın besin değerine sahip olduğu kabul edilir. Soyalı gıdalar bu açıdan iyi bir konumdadır. Soya, bitki esaslı protein kaynakları arasında oldukça iyi yuvarlanmış bir amino asit profiline sahiptir. Lisin, sebze proteinlerinde sınırlayıcı olma eğilimi gösteren bir amino asittir, fakat soya, nispeten yüksek bir lisin tamamlayıcısı olma özelliğine sahip olup bu konuda rakipsizdir. Bu özellik, sıkı vejeteryan diyet uygulayan bireyler için özel bir değere sahiptir, çünkü uzun süren metabolik araştırmalar, piyasada satılan soya üriinlerinin yetişkinler için tek protein kaynağı olarak etkili olduğunu ortaya koymuştur (Erdman ve Fordyce, 1989). Çoğu diğer bitki proteini çeşitli kaynaklardan protein takviyesi veya yaratıcı denge ve entegrasyonunu gerektirir. Protein sindirilebilirliği düzeltilmiş, en yüksek değer olan ‘1 “e yakın bir amino asit değerine sahip tir. Ayrıca, soya yağında linoleik ve linolenik asitler yüksek oranlarda bulunur ve bunlar da doymamış yağ asitleri olarak soya yağını insan tüketimi için özellikle sağlıklı yapar.
Soya tüketimine eşlik eden ve fitokimyasallar ve kronik hastalıklarla bağlantılı olmayan bir dizi sağlık avantajı vardır. Örneğin, soya esaslı formül, laktoza veya süt proteinine hassas bebekler için süt ürünlerine mükemmel bir alternatiftir ve nispeten hipoalerjeniktir. Gıda sistemlerinde hayvansal proteinler yerine soya proteini kullanıldığında, yağ ve kalori alımını azaltmayı isteyen bireyler için oldukça arzu edilen bir kalori azalmasına neden olur. Ayrıca, soyada, gece terlemesi, huy değişmesi ve ateş basması gibi menopoz semptomlarının giderilmesi için hormon takviyesi tedavisine (HRT) bir alternatif olarak kabul edilen doğal fitoöstrojenler (soyadaki izoflavonlarla aynı anlamda) bulunur.
Son olarak, soyalı gıdaların alımının insanlarda kronik hastalıklara müdahale edilmesi yeteneği temeline dayanan bir dizi fitoterapik yararı da vardır. Soyada çok çeşitli biyoaktif fitokimyasal bileşik tanımlanmıştır (Tablo 1). Belirli bileşikler veya bunların kombinasyonlarının kardiyovasküler hastalık, kanser, osteoporoz, diyabet, böbrek hastalığı, hipertansiyon ve safra taşları gibi kronik hastalık koşullarına karşı etkin olduğu belirlenmiştir.
Tablo 1. Soya proteininde bulunan biyo aktif fitokimyasallar ile kronik hastalıklar arasındaki bağlantılar. Pek çok araştırma, belirli soya bileşenleri ile sağlığın korunması arasında bağlantı kurmuştur, bazı araştırmalar ise birbiriyle ilişkili bileşenlerin bir kombinasyonunun sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır:

Hastalık Çeşidi
Çeşitli Kanserler
Kardiyovasküler Hast.
Osteoropoz
Diğer Menepoz Semp.
Diyabet
Böbrek Hastalığı
Yüksek Tansiyon
Safra Taşları


Soya Biyoaktif Bileşeni
İzoflavonlar (Soyadaki Fitoöstrojenler)  
Saponinler
Proteaz İnhibitörleri
Fitat
Lesitin
Omega-3 Yağ Asitleri
Fitosteroller
Polifenoller
(Siyah Soya Fasulyesindeki Biyoflavonoid Bileşilder Dahil)
Amino Asitler, Peptitler, Depo Proteinler, Lifler

Kanser:
Önemli miktarda in vitro, hayvan ve epidemiyolojik veri, soyanın kansere, özellikle de göğüs, prostat ve kolon kanserlerine müdahalesini desteklemektedir (Foumier ve arkadaşlan, 1998). Bu soya — kanser önleme bağlantısı, özellikle soya tüketen ve tüketmeyen ülkelerden elde edilen epi demiyolojik kanıtlarla gösterilmiştir (Tablo 2).
Tablo 2. Düzenli olarak soya ürünleri tüketen ülkelerde ve ABD’de (jj diyeti) göğüs kanseri oranları:

Ülke Oranı
Soya Alımı
Göğüs kanseri oranı
Prostat Kanseri
Japonya
Kore
Hong Kong
Çin
ABD
29.5
19.9
10.3
9.3
ihmal edilebilir
6.0
2.6
8.4
4.7
22.4

3.5
0.5
2.9
***
15.7

Açıklanan aktif anti-kanser ajanlarının izoflavonlar ve proteaz inhibitörleri olduğu, ancak müdahalenin soyadan ilave bileşenleri de içerebileceği öne sürülmüştür. Prostat kanseri konusunda yapılan hayvan araştırmalarına göre, hayvana kanser implantasyonu yapıldığında soya unu tüketimi prostat kanseri gelişimini engellemektedir. 40’ın üzerinde ülkede uygun verilerle yapılan insan epidemiyolojik araştırmalarına göre, soya tüketimi prostat kanseri görülme sıklığına karşı oldukça koruyucudur. Yapılan in vivo hayvan araştırmaları, soya izoflavonu genistein, laboratuvar hayvanlarının gelişme yaşam çevriminde yeterince erken uygulandığında meme tümörlerinin görülme sıklığını azalttığını, ancak daha yaşlı hayvanlara uygulandığı takdirde, tersine, hücre çoğalmasını teşvik ettiğini ortaya koymuştur. Benzer şekilde, dokunulmamış soya, sıçanlara sadece erken çocukluk ve adet başlangıcından önce uygulandığı takdirde kimyasal endüklü göğüs kanserini etkin şekilde azaltmıştır.
Soya alım seviyeleri günde 20 g’ın üzerine çıktığında endometriyal kanser riski önemli ölçüde düşmektedir (Goodman ve arkadaşları, 1997). Soya izoflavonu genisteinin, östrojen antagonizmi, anjiyojenez bastırma, tümör hücrelerinde endüklü farklılaşma ve diğer etkiler temelinde ana kanser önleme ajanı Olduğu sık sık dile getirilmiştir. Çift bilmeyenli bir prospektif araştırmada, kolon polipsi veya kolon kanseri bulunan 47 birey test edilmiş ve bu bireyler bir yıl aralıksız olarak günde 30 g soya proteini izolatı ya da 40 g kazeinle (kontrol) beslenmiştir. Bu araştırma, soya tüketen soya takviyeli denek grubunda kolon kistlerinde önemli bir düşüş sağlamıştır.

Osteoporoz:
  Kemik yoğunluğunda ve mukavemetinde azalmaya yol açan osteoporozun, özellikle menopoz sonrası dişiler için yaşlanmayla bağlantılı en zayıf düşürücü koşullardan biri olduğu tartışılmaktadır. Dr. Arjmandi ve arkadaşları (1996) tarafından Illinois Üniversitesi Chicago kam püsünde yürütülen bir araştırma, ovaryumu çıkarılmış dişi sıçanlara verilen bir izole soya proteini diyetinin (menopoz sonrası kadınlar için bir model) kemik kaybını etkin şekilde önlediğini göstermiştir. Daha önce de kan lipid profilleriyle ilgili sonuçlarından bahsedilen ve Potter ve arkadaşları (1998) tarafından yapılan insan araştırması, üç diyet tedavisinin (kontrol, soya proteini izolatı ve yüksek izoflavon seviyeli soya proteini izolatı) her birinde menopoz sonrası kadınlarda kemik yoğunluğu veri lerini izlemiştir. Araştırmacılar, soya proteini izolatının (hem normal, hem de yüksek izoflavon kon santrasyonlannda) kemik yoğunluğunda gecikmeli bir azalmayla bağlantılı olabileceğini öne sürmüştür. Beklenmedik olan, yüksek izoflavon içeren soya proteini ürününün omurgada kemik mineral içeriğinde ve yoğunluğunda önemli artışlar sağlamasıydı. Omurga, yüksek trabeküler kemik içeriğine bağlı olarak östrojene en hassas olduğu düşünülen alandır.

Diyabet, böbrek yetmezliği, yüksek tansiyon ve safra taşları:
Soyanın bu koşullar üzerindeki önemli etkisi hakkında az sayıda döküman vardır, fakat her bir durumda iyi dokümante edilmiştir.
Diyabette soyalı gıdaların tedaviyle ilgili bağlantısı büyüktür. Son yüzyılın başında, soya fasulyesinin, diyet sınırlamaları getirilmiş diyabetik deneklerde şekerin yüzdesinde ve toplam miktarında azalma sağladığı rapor edilmiştir (Friedenwald ve Ruhrah, 1910). Soyalı gıdalar diyabetilder için yararlıdır, çünkü çözünür lifi çoktur, düşük bir giisemik indekse sahiptir ve LDL kolesterolü düşürür. Diyete soya takviyesi oral glükoza insülin cevabını önemli ölçüde düşürür. Kan glükozu cevapları, soya tüketimin den sonra diğer yüksek luu yiyeceklere nazaran önemli ölçüde azalır. Bu, diyabetli insanlar için ümit verici bir sonuçtur.
Genel böbrek fonksiyonu protein alımından çok etkilenir, bu yüzden teşhisten sonra doktorlar diyaliz öncesi hastalara tipik olarak düşük proteinli diyet önerirler. Bu hastalara sınırlı fosfor alımı da tavsiye edilir. Hayvansal m fosfor, hem de protein açısından konsantre kaynaklar olduğundan, bunun yerine soya proteini etkin bir tedavi olabilir. Hastalar soya proteini diyetine alındığında tipik olarak üriner protein ve serum LDL kolesterol seviyelerinde azalma görülür.
Fermente soya fasulyesi püresi (veya miso)’dan anti-hipertansif peptitler türetilebilir. Kan basıncının düzenlenmesi, kısmen, bir aktif hipertensif peptit hormonu üreten bir oran sınırlayıcı reak siyonun hızını artıran anjiyotensin dönüşüm enzimine dayanır. Bu nedenle, yüksek tansiyonu engelle mek için, yiyeceklerdeki ACE için inhibasyon etkisine sahip olan herhangi bir madde kullanılabilir. ACE inhibasyonu, fermente soya hidrolizatlanndan türetilen maddelerle elde edilebilir.
Soya, böbrek taşlarının oluşumunu önler, çünkü hayvansal proteininden çok daha az kalsiyum ifrazatına ve dolayısıyla taş oluşumuna yol açan daha az agravasyona sebep olur. Bununla birlikte, soyanın safra taşı oluşumunu önleme yeteneği lesitin içeriğinin bir sonucudur. Hücre membranlarındaki ana fosfoiipidlerden biri olan lesitin büyük bir emülgatördür. Teoriye göre, ne kadar fazla fosfolipid tüketirseniz, emülsifikasyon prosesi o kadar artar ve taş birikimi azalır.